Pazar, 14 Nisan 2024 12:35

Basit Yargılama Usulü

BASİT YARGILAMA USULÜ

7188 sayılı kanun ile 5271 sayılı CMK’nın 251. maddesi ile hukuk sistemimize dahil olan bir yargılama türüdür.

Basit yargılama usulü makul sürede yargılanma hakkına hizmet eden bir muhakeme türüdür. Burada amaç yargılamanın sıkıntısız ve eksizsiz bir şekilde süratli bir şekilde bitirilmesidir. Bu sistem duruşma yapılmaksızın ve birçok usul işlemi yapılmaksızın hüküm vermeye imkan tanımaktadır. Basit yargılama usulü ‘bir alternatif uyuşmazlık yöntemi‘ olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada yargılamayı hızlandırmak yargının iş yükünü hafifletmek amaçlanmıştır.

A) BASİT YARGILAMA USULÜNÜN UYGULANMASI

CMK’nun 251/1 inci maddesine göre “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir” şeklindeki hüküm, basit yargılama usulünün uygulanma alanı hakkında bilgi vermektedir. Duruşma yapılmaksızın, yazılı olarak yapılır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus basit yargılama usulünün uygulanması “adli para cezasını gerektiren suçlarda “ ve “ üst sınırı iki yıl ve daha az olan suçlarda” mümkündür. Bunun dışındaki suç olgularında diğer muhakeme usulleri uygulanır.

Süreler açısından nasıl bir belirleme yapılacağını açıklamak isteriz. Basit yargılama usulünde süreler belirlenirken cezanın temel şeklinin esas alınacağı, nitelikli hallere giren bir durumla karşı karşıya kalınırsa nitelikli hallerin esas alınmayacağı, yine cezanın temel şeklini esas alınacağı görüşü hakimidir. Ancak alt ve üst sınır varsa o halde ne olacağı konusunda doktrinde farklı görüşler vardır. Örnekle devam edecek olursak 3 aydan 2 yıla kadar cezayı gerektiren suç için basit yargılama usulü uygulanır, 2 yıldan 5 yıla kadar cezayı gerektiren suçlarda basit yargılama usulü uygulanmaz. Burada değerlendirme alt ve üst sınırının süresine göre yapılmıştır, ancak bu tip bir düzenlemeyi kanun koyucu ele almamıştır. CMK 251 ve devamında bu konuya ilişkin herhangi bir düzenleme bulunamamakta, açıklık ortaya çıkmaktadır. Kanaatimizce burada uygulanması gereken husus da bu tip üst ve alt sınır cezalarında üst sınırda üst sınıra bakılmalıdır. Sadece üst sınırı 2 yıl veya daha az olan suçlarda basit yargılama usulü uygulanması gerektiği kanaatindeyim.

Basit yargılama usulünün uygulanmasında diğer aşamaya gelecek olursak kanun koyucu ne şekilde uygulanacağını CMK MD 251/2 de belirtmiştir. Buna göre “Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde, mahkemece iddianame; sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir” denilmektedir. Görüldüğü üzere sanık, mağdur ve şikayetçiye savunma hakkı yazılı olarak tanınmıştır. Sözlü savunma yoktur. Bu zaten basit yargılama usulünün amacıdır. Vakit kaybetmeden ve zaman tasarrufu sağlayarak muhakemeyi devam ettirebilmek. Ancak burada ceza kovuşturması geçiren sanığa sadece yazılı olarak savunma hakkı verilmesi, sözlü olarak herhangi bir savunma yapamaması adil yargılanma ilkesiyle bağdaşmadığı kanısındayım. Bu durumda sanığa yeterli ve gerekli olan savunma hakkının verilmesi kanaatindeyim. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus toplanması gereken belgelerin ilgili kuruluşlardan talep edilmesidir. Hakim burada re’sen hareket etmekte, bu tip delillerin getirilmesi taraflara bırakılmamaktadır. Basit yargılama usulü delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesi ile de doğrudan çelişmektedir. “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir” şeklinde CMK m.217’de yer alan bu ilke, mahkemenin yargılayacağı sanık, tanıklar ve tüm deliller ile doğrudan doğruya temasa geçmesi anlamına gelmektedir. Ancak basit yargılama usulünde savunma sadece yazılı olarak yapılacağı için belirtilen bu ilke ile çelişki yaşanmaktadır.

B) BASİT YARGILAMA USULÜNÜN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI

5271 Sayılı CMK ‘nın 251/1 maddesine göre “ Asliye ceza mahkemesince ,iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı 2 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir” .Belirtilen bu hükme 7188 sayılı Kanunun 31. Maddesinde yer alan geçici 5/1-d maddesi ile “ 01.01.2021 tarihi itibariyle kovuşturma aşamasına geçilmiş , hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulü uygulanmaz” şeklinde sınırlama getirilmiştir. Ancak bu sınırlamaya tabi basit yargılama usulüne ilişkin ,emsal nitelikte ve uygulamada adeta nokta atışı olacak şekilde Anayasa Mahkemesi kararı mevcuttur. Bu karara göre ‘ kovuşturma evresine geçilmiş’ ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan ‘ Basit yargılama usulü ‘ yönünden Anayasaya aykırı olduğu belirtilmiş ve iptaline karar verilmişti.Ez cümle; kovuşturma aşamasına geçilmiş işler de dahi basit yargılama usulü uygulanabilecektir.

Burada önemle arz etmek isterim ki seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü arasındaki fark açığa çıkmıştır. Anayasa mahkemesinin verdiği bu karar sadece basit yargılama usulüne ilişkin olup ,seri muhakeme usulüne ilişkin işlerde uygulanmayacaktır.

C) HÜKMÜN VERİLMESİ

CMK md 251 göre “Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaksızın, Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesi dikkate alınmak suretiyle, 223’üncü maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. Mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” Şeklinde hüküm mevcuttur. Yine burada seri muhakeme usulünde olduğu gibi Türk ceza kanunun 61. Maddesi esas alınarak ceza belirlenmektedir. Ancak önemli fark göze çarpmaktadır ki seri muhakeme usulünde Cumhuriyet savcısı sadece TCK ‘nun 61.maddesinin 1. Fıkrasına göre yaptırımı belirlemekteydi.

Belirtilen hükme göre;
1) Savcının görüşü alınmaz
2) Mahkumiyet kararı verildiği takdir de cezada ¼ oranında indirime gidilir ki bu basit yargılama usulüne özgü bir durumdur.

CMK MD 251/4 de koşulları bulunması halinde; kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya hapis cezası ertelenebilir ya da sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Bu hususta HAGB’ye karar verilmesi için mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği ve önceden bunun sanığa hatırlatılmasının mahkemenin önyargı ile hareket ettiği anlamına geleceği belirtilmektedir . Aynı durum basit yargılama açısından da geçerli olduğu için sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi söz konusu olduğu takdirde sanığa başvurularak bu durumun sorulması yerinde olabilirdi. Ancak bahse konu düzenlemenin kaleme alınış biçiminden ve 251. maddenin 2. ve 3. fıkraları dikkate alındığında sanığın bahse konu bildirimi yazılı olarak 2. fıkrada belirtilen sürede yapmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

D) Basit yargılama usulünün uygulanamayacağı durumlar

251/7. maddede basit yargılama usulünün istisnalarına sınırlı sayıda yer verilmiştir. Buna göre adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren bir suç açısından, “failde yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri söz konusu ise ve bahse konu suç hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında” uygulanamayacaktır. Öncelikle fıkradaki durumun iki kısım halinde ele alınması gerekmektedir. Birinci kısım kusurluluğu azaltan ve ortadan kaldıran haller; diğer kısım ise soruşturma ve kovuşturma koşulları ile alakalıdır.

Birinci kısım açısından kanun koyucu failin özelliklerini dikkate almış, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik durumları açısından uygulanacak farklı muhakeme kurallarının söz konusu olması açısından basit yargılama usulünün tatbik edilemeyeceği öngörülmüştür. Bu durumun kusuru kaldıran ya da azaltan hallerin tamamını içermediği görülmektedir. Zira geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında olma halinde de basit yargılama usulü uygulanabilecektir. İkinci kısım açısından ise kanun koyucunun soruşturulması ve kovuşturulmasını genel muhakeme ilkeleri dışında farklı şartlara tabi kıldığı suçların basit yargılama ile çözümlenmesini uygun görmediği anlaşılmaktadır. Esasen soruşturma ve kovuşturulabilme yapılabilmesinin birtakım şartlara tabi olduğu hallerin diğer suç tiplerine nazaran önem arz ettiği ifade edilebilir. Yaş küçüklüğünün hangi evrede olacağı hususunda Kanun’da herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Doktrinde yaş küçüklüğünün fiilin işlendiği tarih mi yoksa muhakemenin gerçekleşeceği tarihte mi söz konusu olacağı konusunun belirsiz olduğu ifade edilmektedir. Bazı yazarlar, fiili işlediği sırada, 18 yaşını tamamlamış olsun ya da olmasın 251. madde tatbikinin adaletsizliğe neden olduğunu, bunun sebebinin 251. maddenin öngördüğü ceza indirimi olduğunu ifade etmektedir, zira bazı 251. maddenin tatbik edilemeyeceği hallerde genel hükümler tatbik edilecek ve 251. maddenin öngördüğü indirim tatbik edilemeyecektir. 16 yaşında suç işleyen bir kişinin 18 yaşını tamamlamasının ardından basit yargılama usulü ile alacağı cezadan hem yaş küçüklüğünün öngördüğü hem de 251. madde gereği indirim yapılacağı, oysa indirimin yapılamadığı hallerde genel usullere göre yapılan yargılama neticesinde failin ¼ ’lük indirimden yararlanamayacağı bunun adaletsiz bir durum olduğu ifade edilmektedir. 250. Madde bakımından da bahse konu istisnaya yer verilmekle beraber, seri muhakeme usulü açısından cezanın bireyselleştirilmesinde TCK m.61/1 dikkate alınacağından bir sorun söz konusu olmayacak zira yaş küçüklüğü indirimi uygulanmayacaktır. Oysa basit yargılama usulünde 61.maddenin tamamına atıf söz konusudur .Bu durumlar göz önüne alındığında kanımca basit yargılama usulünün uygulanabilmesi için fiilin işlendiği tarihe değil yargılamanın gerçekleştirildiği tarih esas alınmalıdır. Fiil işlendiğinde yaş küçüklüğü duruma varsa ancak yargılamanın gerçekleştiği zamanda yaş küçüklüğü ortadan kalkmışsa bu durumda basit yargılama usulünün uygulanmasına devam edilmelidir. Ancak kanunda bu konuda bir düzenleme getirilmemiştir. Şöyle ki kanun koyucu mahkemeye genel hükümlerce devam eden muhakeme usulünden seri muhakemeye usulüne geçilebilme imkanını düzenlememiştir. Bu durum re sen gözetilebilir mi, kanaatimce gözetilmesi gerekmektedir. Yeri gelmişken değinmekte fayda vardır. Az önce bahse konu olan seri muhakeme usulüne geçiş uygulaması kanunda bulunmadığı için sorun yaratabilir demiştik. Ancak seri muhakeme usulü uygulanırken, muhakemeye genel hükümlerce devam edilmesi kanun koyucu tarafından öngörülmüştür. CMK 251/6’da Mahkemece gerekli görülmesi hâlinde bu madde uyarınca hüküm verilinceye kadar her aşamada duruşma açmak suretiyle genel hükümler uyarınca yargılamaya devam edilebilir, şeklinde bu hususa değinilmiştir.

E) BASİT YARGILAMA USULÜNDE İTİRAZ

CMK MD 252 ‘de bu konuya ayrıca değinilmiştir. CMK md 251 de verilen hükümlere itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmezse hüküm kesinleşir. Bu anlamda itiraz usulü 268/1. madde gereğince ilgililer tarafından kararın öğrenildiği günden itibaren yedi gün içinde basit yargılama neticesinde karar veren mahkemeye başvuru suretiyle gerçekleşecektir. İtiraz üzerine mahkeme duruşma açar ve genel hükümlere göre yargılamaya devam eder. Ancak burada mahkeme itiraz edilmeden önceki basit yargılama usulüne ve verilen hükme bağlı değildir ve basit yargılama usulünde yapılan indirimin kaybedilmesi riski mevcuttur. Tam da burada sıkıntı çıkmaktadır. Mahkemenin basit yargılama usulünde verdiği hükümdeki yaptırım, itiraz edildikten sonraki yaptırımdan daha az cezayı gerektirmişse müdafiyle sanık arasında büyük sıkıntı çıkmaktadır. Bu açıdan müdafinin itiraz ederken dikkatli davranması en azından itirazın sonuçlarını sanığa açıklaması gerektiği kanısındayım. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan ¼ oranındaki indirim korunur.

Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir.

SONUÇ

Yazımızda ele aldığımız seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü ceza muhakemesi sisteminin işleyişini hızlandırmak, zaman yönünden tasarruf sağlamak, etkin ve doğru bir şekilde muhakemenin hızlıca tamamlanıp sonuçlanmasını sağlamak amacı gütmektedir.

Seri muhakeme usulünde ve basit yargılama usulünde bazı karışıklıklar ve kanunda açıklıklar ortaya çıkmaktadır. Bu eksiklikler müdafi ile şüpheli/sanık arasında sorunlar çıkartmakta aradaki ilişkiyi zedelemektedir. Bu açıdan müdafii meslektaşlara tavsiyemiz , gerek seri muhakeme usulünde gerek basit yargılama usulünde her aşamada tutanak tutması, her iki muhakeme usulünde yukarıda belirtilen açıklığın ve eksikliklerin olduğu aşamalarda şüpheli/sanığı bilgilendirmeleri ,sonuçlarını aktarmalı ayrıntılarıyla anlatmalıdır.

Söz konusu olan muhakeme usullerinde savcının etkin rolüne dikkat edilmesi gerekir. Savcı muhakemeyi başlatırken gerekli unsurları ve muhakemelerin oluşmasındaki şartları gözden geçirmeli ve gerekli iddianame veya talep yazısını öngörülen şekilde hazırlamalıdır ki daha sonra bir eksiklik meydana gelirse mahkeme tarafından geri gönderilen istemli dosyanın bir daha düzenlenip mahkemeye ulaştırılması seri muhakeme ve basit yargılama usulünün amacına ters düşmesin. Seri muhakeme usulünün kabulünde müdafinin olması gerekliliği aynı şekilde seri muhakeme usulünün teklifinde de olması gerekmektedir. Burada yönetmelikte belirtilen 1 aylık sürenin makul süre olması yani sürenin kesin olarak ne kadar olduğunun bilinmemesi seri muhakeme usulünün zaman yönünden tasarruf amacına ters düşmektedir. Bu nedenle bu sürenin kesin olarak tekrar düzenlenmesi veya bu 1 aylık makul sürenin kaldırıp az önce belirttiğimiz teklif sırasında müdafinin bulunması zorunluluğunun getirilmesi daha muhakemenin daha sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde uygulanabileceği kanaatindeyim. Her iki muhakeme usulünde itiraz kurumu düzenlenmiştir. Burada müdafilerin dikkat etmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Tekraren ve kısaca belirtmek istiyoruz. Unutmayınız ki verilen hükme itiraz edildiği takdirde her iki muhakemenin sonuç yaptırımını mahkeme gözetmek zorunda değildir, yani başka bir hüküm kurup daha yüksek yaptırım ortaya çıkma riski de mevcuttur.

Okunma 396 kez