Temel Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Belirlenmesi Yargıtay Kararları Sabıka Kaydının Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaşarak Belirlenmesine EtkisiYerel mahkemece, temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak; sabıka kaydının incelenmesi ile; sanığın suç işlemeyi ve özellikle dolandırıcılık suçunu işlemeyi itiyat edindiği anlaşıldığından, bu durum mahkememizce sanık aleyhine olarak değerlendirilmiş ve teşdit sebebi olarak kabul edilmekle, hüküm fıkrasında da bununla uyumlu ve benzer şekilde; suçun işlenişindeki özellikler, sanığın kişiliği, sanığın dolandırıcılık ve hırsızlık suçunu meslek edindiği sabıka kaydında ve kayda esas kararların tastikli suretleri ile anlaşıldığı hususlarının gösterildiği, anlaşılmaktadır. Sanığa atılı dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı TCK’nın 157/1. maddesinde 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise 5237 sayılı TCK’nın 61/1. maddesinde, 765 sayılı TCK’nın 29. maddesine benzer olarak; (1) Hakim, somut olayda;a) Suçun işleniş biçimini,b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,d) Suçun konusunun önem ve değerini,e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler şeklinde düzenlenmiştir 5237 sayılı TCK’nın Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin TCK’nın 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır. Öte yandan, sanığın sabıka kaydında geçmiş hükümlülüklerinin bulunması, şartlarının varlığı halinde tekerrür uygulamasında dikkate alınabilecek bir husus olup, TCK’nun 61. maddesinde sayılan temel cezanın belirlenmesi ölçütleri arasında bulunmadığından alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kullanılamayacaktır. Bununla birlikte sabıka kaydındaki geçmiş hükümlülükler ile bu hükümlülüklerin niteliği ve sayısının, aynı kanunun 61/1-f maddesinde yer alan failin kastının ağırlığının belirlenmesi sırasında hakim tarafından göz önüne alınabilmesinde de kanuni bir engel bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, suçun işlenişindeki özellikler, sanığın kişiliği, sanığın dolandırıcılık ve hırsızlık suçunu meslek edindiği sabıka kaydında ve kayda esas kararların tastikli suretleri ile anlaşıldığı şeklinde kullanılan gerekçe TCK’nın 61. maddesi anlamında kanuni, yeterli ve dosya içeriğine uygundur. Yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan, sanığı birebir gözlemleyen yerel mahkemece, alt sınırı 1 yıl üst sınırı ise 5 yıl olan dolandırıcılık suçunda temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak 5 yıl olarak tayin ve takdir edilmesinde isabetsizlik bulunmamakta olup, bu uygulama 5237 sayılı TCK’nın 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesine de aykırılık oluşturmadığından, Özel Daire kararının 1 nolu bendindeki bozma nedeni isabetsizdir (YCGK-Karar: 2013/132). Sanıkların iştirak halinde suç işledikleri kabul edilen diğer sanıklar hakkında TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel ceza alt sınırdan belirlendiği halde, sanıklar hakkında temel ceza belirlenirken TCK’nın 61. maddesinde sayılmayan adli sicil kayıtları gerekçe gösterilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle cezalandırılmalarına karar verilmiş olması bozma nedenidir (Yargıtay 20. CD-Karar:2018/6163). Temel Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Belirlenmesinde GerekçeSanık hakkında, TCY’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı cezaya hükmedilip hükmedilmediğine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine gelince; Sanığa atılı göçmen kaçakçılığı suçu 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası, resmi belgede sahtecilik suçu ise, 5237 sayılı TCY’nın 204/1. maddesinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olarak yaptırıma bağlanmıştır. Yerel mahkemece 5237 sayılı TCY’nın 61. maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın kastının ağırlığı, güttüğü amaç ve saik göz önüne alınmak suretiyle alt sınırdan uzaklaşılarak temel ceza, resmi belgede sahtecilik suçu için 3 yıl hapis, göçmen kaçakçılığı için 4 yıl hapis ve 1200 gün adli para cezası olarak belirlenmiştir. Yasa koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin, TCY’nın 61/1. maddesine uygun olarak suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,Adıyaman’da üç çocuğu ile birlikte yaşayan ve yurtdışında bulunan eşinin yanına gitmek isteyen H.G.in, bir akrabası tarafından emekli yüzbaşı olan ve Gaziantep’te milli güvenlik dersi öğretmenliği yapan sanık A.K. ile tanıştırıldığı, A.nin, eşi F.K.ya ait olan ve fotoğraf değişikliği yaptırdığı pasaportu yurt dışına çıkış işlemlerinde H.’ye kullandırdığı, ayrıca pasaportun refakat kısmına H.’nin Ü., A. ve M. isimli çocuklarının da fotoğrafını yapıştırarak dört kişiyi beraberinde Almanya’nın Berlin şehrine götürdüğü, Tegel Havalimanında yapılan kontrollerde pasaportun sahte olduğunun tespit edilmesi üzerine beşinin de sınırdışı edilerek Türkiye’ye geri gönderildiği anlaşılan somut olayda, yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, 5237 sayılı TCK. 61. maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın kastının ağırlığı, güttüğü amaç ve saik şeklinde kullanılan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi TCY’nın 61. maddesi anlamında yasal, yeterli ve dosya içeriğine uygundur. Yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan, sanığı birebir gözlemleyen yerel mahkemece, alt sınırı 3 yıl hapis ve 5 gün adli para cezası, üst sınırı ise 8 yıl hapis ve 10.000 gün adli para cezası olan göçmen kaçakçılığı suçunda temel cezanın 4 yıl hapis ve 1200 gün adli para cezası olarak tayin ve takdir edilmesinde isabetsizlik bulunmamakta olup, bu uygulama 5237 sayılı TCY’nın 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesine de aykırılık oluşturmamaktadır (YCGK - Karar: 2012/1804). Temel Ceza Belirlenirken “Sanığın Kişiliği” Dikkate Alınmaz 5237 sayılı TCK’nin “Cezanın belirlenmesi” başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasında temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerin; “suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik” şeklinde düzenlendiği, mahkemece temel ceza tatbikinde bu kriterler arasında yer almayan “sanığın kişiliği” olumsuz olarak değerlendirilip, alt sınırdan uzaklaşılarak uygulama yapılmasına karşın, TCK’nin 50/1. maddesi uyarınca suçlunun kişiliğine göre olumlu kanaat hasıl olması durumlarında kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırım veya tedbirlere çevrilebileceği hususuyla çelişki oluşturacak biçimde belirlenen hapis cezasının adli para cezasına gerekçeden de yoksun bir şekilde çevrilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 5CD - Esas : 2021/9113 Karar : 2022/7318). Suçun Unsuru Olan Unsurlar Temel Cezanın Belirlenmesinde Dikkate Alınmaz Sanık … hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; Anayasanın 138/1. Maddesi hükmü, TCK’nın 61. Maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerde 3/1. Maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saikin yanında, TCK 61/3 maddesi gereğince suçun unsuru olan hususların temel cezanın belirlenmesinde esas alınamayacağına ilişkin düzenleme de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan ceza tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Karar: 2018/5126). Sigara Kaçakçılığı Suçunda Alt Sınırdan Uzaklaşma Sanıktan olay tarihinde 1.230 paket kaçak sigara ele geçirilmesi olayında mahkemece “suçun önem ve değeri ile işleniş biçimi, ele geçen sigaraların miktarı, nazara alınarak” gerekçe gösterilerek verilen cezaya teşdit uygulanmış ise de TCK 61 maddenin a-g bentlerinde belirtilen teşdit nedenlerine göre sigara miktarı gözetildiğinde kastının yoğunluğu ve işleniş şeklinin bir özelliğinin bulunmadığı ve benzer olaylar ile mukayese edildiğinde, daha çok miktarda kaçakçılık suçunu işleyenler ile daha az miktarda kaçakçılık suçunu işleyenler arasında hakkaniyete uygun adil ceza tayin edilmesi gerektiğinden asgari hadden uzaklaşılarak ceza tayini, bozma nedenidir (Yargıtay 7. Ceza Dairesi - Karar: 2018 / 13470). Suç İşleme Zamanı ve Kastın Yoğunluğu Her iki suçla ilgili düzenlenen tutanaklardaki, suç zamanının geceyarası saatleri, 50 ve 36 kişilik kumar oynayan kişi sayıları, her iki suçla ilgili yalnızca 9 günlük ara bulunması nazara alınarak, TCK 61/1. maddesi kapsamında suç işlenme zamanı, suç kastının yoğunluğu dikkate alınarak temel cezanın tayininide alt sınırın aşılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi sayılmamıştır (Yargıtay 19. Ceza Dairesi - Karar: 2018/9377). Taksirli Suçlarda Alt Sınırdan Uzaklaşma Gerekçeleri 5237 sayılı TCY’nın taksirle öldürme suçu 85. maddesinin 1. fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş, aynı Yasanın “taksiri” düzenleyen 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.5237 sayılı TCY’nın “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddenin 1. fıkrası; “Hakim; somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler”, aynı maddenin 10. fıkrası ise, “Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir” şeklindedir. O halde; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınır arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde; göz önünde bulundurulması gereken tek ölçüt 5237 sayılı TCY’nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından yasa koyucu aynı Yasanın 22. maddenin 4. fıkrasına bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken TCY’nın 61/1 ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir. Öte yandan, TCY’nın 61/1. maddedeki ölçütler genel nitelikli olup; bunların her biri, her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil, sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Örneğin, taksirli suçlar açısından 61/1. maddenin (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütü uygulanamayacaktır. Öyleyse, öncelikle 61. maddenin 1. fıkrasındaki kıstaslardan hangilerinin olayımız açısından uygulanabilir olduğu belirlenmelidir: Somut olay açısından yapılan değerlendirmede; 61. maddenin 1. fıkrasındaki ölçütlerden, (a), (c), (d), (e) ve (f) bentlerinde yer alanların uygulanabilir, diğerlerinin ise uygulanamaz olduğu görülmektedir. Zira, (a) bendinde “suçun işleniş biçimi”, (c) bendinde “suçun işlendiği zaman ve yer”, (d) bendinde “suçun konusunun önem ve değeri”, (e) bendinde “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı”, (f) bendinde ise “failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı” yer almaktadır; bunun dışında, (b) bendindeki “suçun işlenmesinde kullanılan araçlar” ve (g) bendindeki “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütlerinin ise olayımızda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Ayrıca göz önünde bulundurulması zorunlu olan bir başka ölçüt de, aynı Yasanın 22. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ve sadece taksirle işlenen suçlara özgü olan “failin kusurudur”. Tüm bu yasal düzenlemelere göre, yaya geçidinde bir kişinin öldüğü taksirli suç açısından temel cezanın belirlenmesinde; failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği zaman ve yerin, kusurun belirlenmesi sırasında suçun konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da dikkate alınacağında ise kuşku bulunmamaktadır. Her ne kadar, yasa koyucu taksirli suçlar açısından 765 sayılı TCY’nda yer alan ve matematiksel kusur hesabına dayalı cezalandırma sisteminden vazgeçmiş ise de, 5237 sayılı TCY uygulamasında da alt ve üst sınır arasındaki cezanın meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ile suç konusunun değeri de gözetilerek fakat ağırlıklı olarak kusura göre belirlenmesi hakkaniyete ve yasaya uygun olacaktır. Bunun dışında, cezanın yasada yer alan objektif ölçütler terk edilerek, tamamen sübjektif olan hak ve nasafet gereğince tayin edilebileceğinin kabul edilmesi halinde ise, kişilere göre değişkenlik gösterecek olan hak ve nasafet ölçütlerinden kaynaklanan adaletsiz uygulamalar ortaya çıkacaktır. Diğer taraftan; yargılamayı gerçekleştiren hakimin bilirkişilerin saptadıkları kusur oranları ile bağlı olmadığı, aksine bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun ne olduğunun ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağının her olayın özelliklerine göre bizzat hakim tarafından denetlenebilir ölçütlerle belirlenmesi gerektiği, ayrıca vurgulanması gereken önemli bir husustur. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde 2 yıl ile 6 yıl arasında bir ceza tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece TCY’nın 61. maddesindeki ölçütlere göre ve olaya ilişkin olarak öne çıkan herhangi bir somut gerekçe gösterilmeden temel cezanın 6 yıl olarak belirlenmesinde adalet, hak ve nasafet kurallarına aykırılık olduğunun kabulü gerekmektedir (YCGK - Karar: 2011/105). Taksirli Suçlarda Kastın Yoğunluğu Gerekçe Gösterilemez Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Dairemizce de benimsenen 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan “kastın yoğunluğu” gerekçesine dayanılmayacağının gözetilmemesi, bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi -Karar: 2014/10080). Alt Sınırdan Uzaklaşma Nedeni Kasıtlı suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütlerden olan failin kastı, suçun işleniş biçimi ile meydana gelen tehlikenin ağırlığı nazara alınmak suretiyle TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken; olay günü sanığın 209 promil alkollü olarak sevk ve idaresindeki motosikleti ile seyir halinde iken; caddesi girişinde bulunan araç trafiğini engelleyen taş dubalara çarpmak suretiyle kazaya neden olduğu, böylelikle güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak şekilde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sanık hakkında, tespit edilen alkol promil miktarı itibariyle kastının yoğunluğu ve meydana gelen tehlikenin ağırlığı gözetilerek, alt sınırdan uzaklaşılarak hak ve nesafete uygun bir ceza tayini yerine, sanık hakkında eksik cezaya hükmolunması; bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Karar : 2020/2046).